İmâna ve Kur’ân’a hizmet etmek istersen kötülük edemezsin, sonra iyi dosttan ve kardeşten dahi kötülük görürsün. Bir nevi kader kötülük fiilinin cezasını başka bir fiil içinde verir. “Kader söylese, iktidar-ı beşer konuşmaz, ihtiyar-ı cüz’î susar.”[1]
Nur-u Muhammedî(asm)
Ayet-i kerimede Rabbimiz“Allah göklerin ve yerin nurudur (Onları varlık nuruna kavuşturandır.)”[1]diye ifade eder. Peygamber Efendimiz(asm) da “Allah’ın ilk yarattığı şey benim nurumdur.”[2] buyurur. Ezelde Allah vardı, başka bir şey yoktu. Cenab-ı Hak ezelde mahlûkat için irâde-i hayr diledi. Mahlûkatı vücuda getirdi. Nur’u Muhammedî kâinatın çekirdeğidir. Nur’u Muhammedî yaratıldığında bizim de temelimiz atıldı. Bütün kâinat, bütün zamanlarıyla […]
Çekirdekteki kuvvet…
Atomun merkezinde üç temel tanecik bulunur. Bunlar proton, elektron ve nötron olarak çekirdek kadrolardır. Atomun çekirdeğinde bulunan proton ve nötronda çok büyük bir kuvvet vardır. Nükleer santraller bu çekirdekteki enerjiyi ortaya çıkarır. Kalbin atım merkezinde de çekirdek hücreler yer alır. Kalbin çalışması için zarûri olan elektriksel nurânî ileti bu merkezden gelir. Kâinatın çekirdeğinde de bu […]
Ehl-i hakikat ve Hû lafzı…
Bediüzzaman Hüve Nüktesi’nde ‘Hû’ lafzında azîm bir sikke-i tevhid var olduğunu ispat ediyor. Kâinattaki her zerre söylediğimiz ‘Hû’ ile beraber ‘Hû’ diyor. Hava zerrelerinde ‘Hû’ zikr-i halkası teşekkül ediyor. Kâinatı ‘Hû’ sikke-i tevhidi kuşatıyor. Onun için “Lâ ilâhe illallâh” kelime-i kudsiyesini çok tekrar etmek lâzım. Hüve Nüktesi bu bakımdan dikkatle okunmalı ve mütalâa edilmelidir. Çünkü […]
Dâire-i imkân ve dâire-i vücûb
Dâire-i vücûb, hiçbir zaman değişmeyen ve mümkinâttan olmayan âlemler, Allah’ın isimleri ve sıfatları gibi; yani ilâhlık dâiresi olarak bilinir. Dâire-i imkân ise, imkân âlemi; kâinat dâiresidir. “İmkân, var olmakla olmamanın eşit olmasıdır. Yaratılan her şey imkân dairesinde yer alır. Yani var olarak gördüklerimiz olmayabilirlerdi veya çok daha farklı hususiyetlerde olabilirlerdi. Eşyanın varlığı kendi zatından olmayıp Allah’ın […]
Zâhir ve bâtında gidenler
Her şeyin biri zâhir, biri de bâtın; yâda biri dış, biri de iç olmak üzere iki ciheti var. Dâire-i İsm-i Bâtın ile dâire-i İsm-i Zâhir, içice ve karşı karşıyadırlar. “Zâhir ile bâtın arasında müşâbehet(benzerlik) varsa da, hakîkate bakılırsa aralarında büyük uzaklık vardır.”[1] Beşerin kısm-ı küllîsi, zâhirde gidiyor. Zâhire meftûn ve kışırda kalıyor. Mesela; kestanenin zâhiri […]
Ahirzamanda Kutb-u İrşâd
Müceddid; bulunduğu ve yaşadığı asrın en büyük âlimi ve evliyasıdır. Bu noktadan bakacak olursak, Bediüzzaman son asrın müceddidi olması hasebi ile, bulunduğu dönemin bütün aktab ve evliyalarının üzerinde bir konumdadır. Bu Bediüzzaman’ın şahsi kemali ve makamıdır.Risale-i Nurlar, bu zamanda mehdiyet makamını ifa ediyor ve insanların terbiye ve irşadında en mükemmel bir kutup gibidir. Elbette böyle bir […]